30 Ekim 2014 Perşembe

Mutluluk?!

Mutlu musunuz? Gerçek anlamda..
Hiçbir derdiniz tasanız olmadan yaşayabiliyor musunuz? Gerçekten mi?? Imreniyorum size. 



Peki mutsuz insanların dertlerini dinliyor musunuz? Hayır!!!
Hiç birimiz mutsuz insanların mutsuzluklarını dinlemek istemiyoruz. AMA KENDIMIZ MUTSUZ OLDUGUMUZDA BUNU BIRILERINE ANLATMA IHTIYACI DUYUYORUZ. O zaman mutsuz insanlarin sorunlarını dinlemekten neden kaçıyoruz? Cevap belli; EGOIZM.
Egoistligimiz gözümüzü o kadar kör etmiş ki...
Bir örnek vereyim.. Geçtiğimiz günlerde depresif bir yazı yazdım. Yaklaşık 700 kişi bu yazıyı okudu. Ve aldığım tepkiler şu şekildeydi;
+Böyle yazılar sana yakışıyor mu?
+Sen mutsuz olmamalısın.
+Ruh halin gerçekten böyle mi?
+Mutlu yazılar yazmalısın.
+Sen hep gül!! Vs. Vs.
Tamam buraya kadar güzel,beni düşündüğünüz için çok teşekkür ederim. Ama unutmayın ki bende insanım ve 24 saatin 24ünü mutlu geçiremem. Mümkün mü bu?? Bir insan nasıl 7/24 mutlu olabilir?? Ahh cidden..
Ama şu şekilde gelen tepkiler cidden umm nasıl desem sinirli hissetmemi sağladı.
+Takma yaa,neden kafana takıyorsun ki?
Hoppalaaa..
Demek ki üzülmüşüm,hayal kırıklığına uğramışım falan filan..
Bir insana neden bir şeyleri kafasına takmamasını söyleriz? Çünkü 2 saatimizi onun 'saçma' dertlerini dinlemek için harcamak istemeyiz ve bundan kaçış yolu olarak "takma yaa" lafını yapıştırı veririz. SANKİ BİZ 'TAKMA' DEYİNCE KARŞIMIZDA Kİ KİŞİ BÜTÜN DERDİNİ BİR ANDA UNUTACAK VE NORMAL YAŞAMINA DEVAM EDECEK....

Siz bunu başkalarına sayısız kez yaptınız.. ve başkalarıda size yaptı. Ve sonra şöyle bir cümle ortaya çıktı; "KİMSE BENİ ANLAMIYOR!" Siz birilerini anlamayı denediniz mi ki birileri sizi anlamaya çalışsın? Siz birilerine "takma yaa" demeden derdini dinleyip,yol göstermeye çalıştınız mi ki birilerinden bunun karşılığını bekliyorsunuz?? Yoo. Hayır. Hepimiz egoistiz. Önemli olan sadece kendi dertlerimiz. Başkasının derdinden bize ne canım.. değil mi ama.. evet süper devam edin... devam edinki ilerde 'mutluluğunuzu' anlatabileceğiniz birileri bile kalmasın etrafınızda.. Sonra da şu cümle ortaya çıksın; " KIMSE BENI SEVMIYOR!" Birileri sizi neden sevsin ki? Adamların derdini dinlemediniz,mutluluğunu dinlemediniz... Neyin karşılığında sevilmeyi bekliyorsunuz? Karşılıksız sevgi?? Bence sadece aile içi olan bir şeydir bu. Anne karşılıksız çocuğunu sever,çocuk onu doğuran kadını. Karşılıksız sevdiğiniz bir arkadaşınız oldu mu? /Aşktan bahsetmiyorum./ Tabii ki olmadı. Birini tanımadan önce hiçbir duygu beslemezsiniz. Tanıdıktan sonra kimyanız,ortak zevkleriniz uyuşursa birbirinizi seversiniz. Ama bir arkadaşa karşılıksız sevgi beslemeyezsiniz. Yapabilir misiniz? Tebrik ediyorum.. formülünü bizimle de paylaşın..Gerçi bizler egoist olduğumuz için karşılıksız sevgiyle vakit harcamayız.
Daha çok dram filmler mi izlersiniz romantik komedi mi? Bizi eğlendirecek filmler dururken neden dram izleyip kendimizi strese sokalım ki.. 'Oppa'lı diziler mi izlersiniz aile dizileri mi? Şu +100 bölüm olanlardan... Cevap veriyoruuumm... Bingo! 'Oppalı' diziler. Çünkü onların derdi yok tasası yok. Adamlar biniyorlar son model arabalara,holdinglere,barlara,hani 2. Bağımsız bir evleri falan oluyo ya.. hah işte oralara gidiyorlar..Ohh ne ala.. Adam rahat. Akşam ne yesem derdi yok, sabah 5 dakika erken kalkayimda kahvaltı yapayım derdi yok.. En kötü başına ne gelebilir? Annesi babası kızı onaylamaz,kredi kartlarını kapattırır elinden evini arabasını alır ama asıl oğlanımız yine dert etmez bulur kendine kalacak bir yer. Oteller zinciri falanda vardır çünkü. Ayy töbe töbe konu nerelere geldi. 2 dakikada dizi yorumlarmışım onu anladım. Herneyse...



Bir film önerebilir miyim size?? Tam bir dram üstelik aile filmi.. Robert De Niro'nun muhteşem oyunculuğuyla hemde.. "Everybody's Fine" yani "Herkesin Keyfi Yerinde"... Gerçek hayatta böyle şeyler olmuş mudur olabilir mi bilmiyorum.. Tam öyle bir anımda izlemiştim ki filmi.... Filmin sonunu izlemedim,yaşadım adeta. Spoiler vermeyeceğim kkk izleyenler düşüncelerini paylaşsın benimle.

-Bilmeyenler için memleketime geldim çok sık yazamıyorum kusura bakmayın :) 


28 Ekim 2014 Salı

ANIL KANGAL

Uzun zamandır yapmak istediğim şeyi gerçekleştirebildim sonunda :) Anıl Kangal'ı keşfedeli uzun süre oldu ama iletişime geçmeye çekindim açıkçası. Zırt diye birinin karşısına çıkıp "Sizinle röportaj yapmak istiyorum" diyemezdim doğal olarak :)
Keşfettiğim güzel şeyleri başkalarıyla paylaşmak gibi bir alışkanlığım vardır. Bu güzel gezgini hepiniz tanıyın istedim. Kendisi de beni kırmadı teklifimi kabul etti. Tekrar teşekkür ederim <3 

Veee Yura ilk röportajını gururla sunar :)

Not: Fotoğraflar Anıl Kangal'a aittir.




+Haftalardır hayalini kurduğum, izin istemeye çekindiğim, röportajın ilk sorusu; Anıl Kangal kimdir?


Adım Anıl. 31 Temmuz 1986, Ankara doğumluyum. Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde uluslararası ilişkiler okudum. Sonrasında Londra Üniversitesi'ne bağlı School of Oriental and African Studies'de kalkınma ve küreselleşme üzerine yüksek lisansımı yaptım. Mezuniyet sonrasında Ankara'ya dönüp dört sene boyunca çeşitli Bakanlıklarla Avrupa Birliği projelerinde çalıştım. Aralık 2012'de, 26 yaşımdayken dört senelik iş deneyimi sonrasında, işimden istifa edip kendimi yollara vurdum. 17,5 ay boyunca Asya, Kuzey, Orta ve Güney Amerika'da birçok ülkeyi gezdim. Haziran 2014'te turumu tamamlayıp Türkiye'ye dönüş yaptım. Ani ve kendim için bile beklenmedik bir kararla, Gaziantep'e taşınıp uluslararası bir insani yardım kuruluşunda Suriyeli mültecilerle çalışmaya başladım.



+533 günde dünya turu yaptınız,  fotoğraf sergisi açtınız iki hayalinizi birden gerçekleştirdiniz. Bize bunlardan 
bahseder misiniz? Gelecekte yapmak istediğiniz daha farklı şeyler var mı yoksa gezgin bir fotoğrafçı olmaya devam mı edeceksiniz?


Dünya turu yapmak aslında hepimizin hayalidir ya. Birçok insana sorsanız milli piyango çıktığında ya da fırsat verildiğinde ilk yapacağı şeyin dünya turu olduğunu söyler. Benim için de dünya turu hayali hep içimde bir yerlerde saklıydı. Normalde de her fırsatta kendisini yollara atan bir insan olarak bu hayali içimde sakladım ve büyüttüm. Doğru zaman geldiğine inandığımda da işimden istifa edip yollara düştüm. Türkiye'ye dönüşümün üzerinden sadece 3-4 ay geçmiş olmasına rağmen, ben bile hala bu tür bir yolculuğa kalkıştığıma inanamıyorum. 17,5 ay boyunca 29 ülkeyi ve 300'den fazla şehri tek başıma gezdim. Hayatım boyunca yaptığım en güzel şeydi.

Genel anlamda kendimi fotoğraçı olarak tanımlamıyorum. Gördüğüm anları saklamayı ve kendi gördüğüm şekilde başkalarına aktarmayı seviyorum. Özellikle bu tür bir yolculukta bu anların sayısı o kadar artıyor ki. Fotoğraf sergisi hem bu anları başkaları ile paylaşmak, hem de yolculuğumu insanlara aktarmak için bir araç oldu bana. Aralık ayında da benzer şekilde İstanbul'da bir sergi açmayı planlıyorum. Bu sergi, Ankara'dakinden farklı olarak fotoğraflara değil de, yolculuğun kendisine odaklanacak.

An itibariyle belirttiğim gibi Gaziantep'te uluslararası bir insani yardım örgütünde çalışıyorum. Klasik ofis işlerinden farklı olarak, manevi tatmini son derece yüksek ve zorlayıcı bir iş. Bir süre daha burada kalmayı planlıyorum. Gelecek için yine bol bol yol içeren planlarım var; ama öncesinde bir süre sabit kalmam gerekiyor. İçimdeki ev kedisi ancak bu şekilde tatmin olabiliyor.




+Turunuz hakkında çevrenizdeki insanlar nasıl tepkiler aldınız? Sizi destekleyen pek çok insan gördüm peki bunun yanında desteklemeyenler de var mıydı?


Yolculuğa çıkmadan önce iki farklı tepki alıyordum genel olarak. İlk grup (buna ailem de dahil) son derece destek oldular. Birçokları bunun kendi hayalleri de olduğunu söylediler, cesaretimden dolayı beni tekrar tekrar tebrik ettiler. İkinci bir grup ise bunu neden yaptığımı anlamlandıramadı. Güzel bir işim, genel normlarda tıkırında ilerleyen bir hayatım varken bütün bunlardan vazgeçip neden zor olanı seçtiğimi sorguladılar. Sonuçta her birimiz kendi seçimlerimizden sorumluyuz. Ben yola çıktığım için ve geride bırakmayı seçtiklerim için bir an bile pişman olmadım.




+Hindistan’da daha çok vakit geçirdiğiniz dikkatimi çekti. Bazı ülkelere/şehirlere çok kısa zamanlar ayırdınız. Geri dönüp daha çok vakit geçirmek istediğiniz yerler var mı?


Aslında her ülkede gezilecek yerlerine bağlı olarak eşit süre geçirdim. Bir ülkeye gitmeden önce orada görmek istediğim bütün şehirleri belirledim ve ona göre kafamda bir rota çizdim. O rotayı tamamlamadan da ülkeden ayrılmadım. Her şehirde de 2-3 gün kadar kaldım. Kamboçya, Singapur, El Salvador gibi ülkelerde 5-6 gün geçirdim; fakat Hindistan, Endonezya, ABD ve Peru gibi ülkelerde boyutları nedeniyle bir aydan fazla kaldım. En sevdiğim yerlerden biri Guatemala oldu mesela. Orada zaten mola vermeye de ihtiyacım olduğunu fark edip üç aya yakın kaldım. Tekrar dönecek olsam Filipinler ve Guatemala'ya daha da çok zaman ayırırdım. 


+Bir kadın olarak klasik problemlerin dışında sizi zorlayan şartlar oldu mu?


Gezdiğim ülkelerin çoğu üçüncü dünya ülkeleri olduğu için güvenlik en önemli problem olarak ortaya çıktı. 2-3 günde bir şehir değiştirmek, sürekli hareket halinde olmak, geride bıraktıklarımı, ailemi, arkadaşlarımı özlemek de cabası.




+Başınızdan geçen enteresan olayları merak ediyorum. Sizi en çok güldüren ne oldu? Nelere sinirlendiniz? Zorlukların üstesinden nasıl geldiniz?


Aslında o kadar çok ağladığım, güldüğüm, sinirlendiğim, zorlandığım an oldu ki. 533 gün dile kolay. Her birinin yeri ayrı, her birinin hikayesi ayrı. Burada anlatmaya kalksam sayfalar yetmez.



+Okuyucularımın büyük bölümü Kore ile ilgili gençlerden oluşuyor. Çoğu Kore’ye gitmek istiyor ama buna cesaret edebilenlerin sayısı oldukça az. Onları hayallerini gerçekleştirebilmeleri için cesaretlendirir misiniz?

Ünlü bir söz vardır ya hani, "Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiği" diye. Karar vermek ve o ilk adımı atmak işin en zor kısmı. Bir kere bunları gerçekleştirdikten sonra gerisi iplik söküğü gibi kendisinden geliyor. Başkalarının söylediklerini, içinizdeki endilşeleri ve korkuları bir kenara bırakın. Hayallerinizi ertelemeyin. İnanın bana pişman olmayacaksınız. Özellikle Güney Kore, gördüğüm en değişik kültürlerden birisine sahip. Mesafeler ve farklılıklar sizi korkutmasın. İnsanları son derece sıcakkanlı ve yardımsever, kültürü ise son derece zengin.


Daha fazlası için;

24 Ekim 2014 Cuma

How To Cook 수제비 (Sujebi)

Yeteneksiz olmam yemek yapmama engel değil, değil mi? ㅋㅋㅋㅋㅋ
Kesinlikle değil :D Zaten üşenmesem yemek bloggerı bile olurum. "Yura Mutfakta"

Az önce arkadaşımın verdiği tarifle vazgeçilmezim olan 수제비(Sujebi)yi yaptım. Kendimi tutamayıp iki kase birden yediğim için sanırım şu an zafiyet geçiriyorum. Neyse anlatmaya başlayayım :D

Öncelikle bize orta boylarda bir tencere lazım. Tencerenin yarısından fazlasına su doldurup orta ateşte kaynamaya bırakıyoruz. Biz hamurumuzu yoğurup sebzelerimizi hazırlayana kadar suyumuz kaynamış olur :)

Sonra 1 su bardağı un, 1 çay kaşığı tuz ve çok az sıvı yağımızı alıyoruuuz.

Yarım su bardağı su ekleyerek karıştırıyoruz.


Küçücük ve sert bir hamur elde ediyoruz. Çok büyük olmasına gerek yok :) Ben biraz ortalığı batırarak yaptım bu işlemi siz daha dikkatli olun kkkk


Hamurumuzu bir kenara bırakıyoruz dinlenmesi için. O sırada 1 küçük soğan, 1 orta havuç, minik bir biber ve 1 küçük kabağımızı resimdeki gibi doğruyoruz. İsteyenler içine patates ve yeşil soğanda ekleyebilirler. 


Bu sırada suyumuzun kaynamış olması lazım. Önce soğanı, 5 dakika sonrada diğer sebzelerimizi suya ekliyoruz. Kaynamaya bırakıyoruz.


Şimdi sıra hamurlara şekil vermekte. Özel bi şekli yok kkkk. Hamurdan minik toplar koparıp elinizle yassılaştırın. İnce yapmanız lazım yoksa benimkiler gibi devasa olurlar :D

İşte böyle.
Sebzelerimiz yeterince haşlanınca hamurlarımızı da teker teker suya ekliyoruz.


5 ya da 10 dakika haşlanması yeterli oluyor. Hamurlarımız iyice pişince tencerenin içine 1 yumurta kırıyoruz. İsterseniz tabii :) Baharat seviyorsanız ekleyebilirsiniz. Ben tuzsuz ve baharatsız yaptım.


1 dakika kadar yumurtayı pişiriyoruz. Sujebimiz hazır!!!! :D Benim gibi ocaktan iner inmez 2 kase yemeye çalışmayın sakın :D Bekleyin biraz soğusun.


Afiyet olsuuuuuun <3

Daha sonra  칼국수 ( Kalguksu ) demesi yapıcam :D Görüşürüüüz.

19 Ekim 2014 Pazar

Bi yeteneksiz mi dedi? Burdayım!

Yazıya uygun görsel bulamadığım için sizi resmimle başbaşa bırakıyorum jhdfshjdgsfds

İnsanlar nasıl resim çizebiliyor?
Nasıl notalar arasında ses tellerini ahenge kavuşturabiliyorlar?
Nasıl benim yaptığım dans hareketleri onlarda süper görünüyor?
Peki ya yemek? O da bir sanat değil mi?
Matematik!!! Yeteneklerin en büyüğü benim gözümde...
Ya bilgisayar dahilerine ne demeli? Şu an elimizin altında kullandığımız herşey onların yetenekleri sayesinde değil mi?
Moda tasarımcıları.. Onlar bu kadar yaratıcı olmasaydı çuval falan giyiyor olabilirdik bu devirde.
Ve daha sayamadığım on binlerce,yüz binlerce meslek dalı.. Hepsi birer yetenek abidesi değil mi?

Yıllarca düşündüm durdum benim yeteneğim ne olabilir diye. Çizemiyorum,sesim berbat,bilgisayar teknisyeniyim ama format atmaktan bi haberim,dans desen... En son 'Suju- Sexy,free and single'da denedim dans etmeyi sonra zirvede bıraktım :D Yemek mi? Pas... Matematik konusuna girmiyorum bile :D


Her dalı denedim şu yaşıma kadar.. Gitar,yemek,bilgisayar,dans kurslarına gittim. Hepsinin sonu hüsran. Nasıl bir insan benim kadar beceriksiz olur anlam veremiyorum. O kadar çok kitap okuyorum ki bir ara yeteneğimin okumak olduğuna karar verdim. Sonra düşündüm bu yetenek bana ne kazandırır? Sınırsız hayal gücü ve bilgi :) Mükemmel. Ama yetinmedim. Daha değişik yetenekler arayışına girdim. Öyle bi yeteneğim olmalı ki onun bana kattıkları kadar bende ona katabilmeliyim. Onun benden aldıkları kadar ben ona verebilmeliyim. Birbirimizi dengelemeliyiz.. Bulabildim mi? Tabii ki hayır.. Bulan var mı?? Bana haber versin kim bulduysa :)

Hayır! Yazmak yetenek değil bana göre. İçten gelen birşey.. Sen ilk cümleye başlıyorsun gerisi onu takip ediyor o kadar. Ben aklıma eseni yazıyorum zaten. Belli bir kalıbım yok. Ama bir Agatha Christie düşünün ne bileyim bir Sir Arthur Conan Doyle düşünün.. Ahmet Hamdi Tanpınar,Yaşar Kemal,Halide Edip Adıvar,Fyodor Dostoyevski ve kadınım J.K Rowling... İşte bunların ki yetenek... Bu insanlar tüm benliklerini yazılarına kattılar, kimi 6 ayda yazdı bir kitabı kimi 6 senede.. Ve biz milyonlar olarak hepsinin yeteneğine şahitlik ettik... Bir yazar olsaydım Tolstoy olur kendimi aşk kitapları yazmaya adardım..

Dans... Yeteneklerin en büyüğü.. Aynı hareketleri hepimiz yapabiliriz. Hepimiz ayna karşısında dünyanın en iyi dansçılarıyız. Ama bazıları ruhlarını bu işe katarak yapıyorlar ve bize harika bir göz şöleni yaşatıyorlar.Bale olabilir tango olabilir.. Vals.. Hepsini denemek isteyim hiç birinin ilk adımında başarılı olamadım. Bir dansçı olsaydım 

Maria Plazaola olur şık hareketlerle izleyenleri hayran bıraktırırdım...


Lise sıralarında hayalim Microsoft'a girip Bill Gates ile çalışmaktı :D Evet hep uçuk hayaller kurarım. Zamanla ondan vazgeçip Google ile çalışmanın hayallerini kurdum.. Sonra Facebook.. Sonra bir baktım ki format atmayı bile bilmiyorum nasıl girebilirim bu şirketlere... Bilgisayar dehası olsaydım kesinlikle Steve Jobs olurdum. Adam yılmadan çalıştı çabaladı ve şu elinizde olan telefonu üretti :)

Resim çizmek mi.. Yok ben  almayayım... I-ııh.. Cin aliyi bile çizemem valli.. Durum o derece vahim... Ama ressam olsaydım Frida Kahlo olurdum.. 
Frida  Kahlo

Eveet ne kaldı geriye.. Aaa yemek!! Size binbir çeşit tatlı yapabilirim. Aklımdan tarifler uydurup enteresan pastalar ortaya çıkabilirim ama yemek yapmak alanım değil.. Yemek konusundaki yeteneğim paha biçilemez :D Çok güzel yemek yerim.

Sevmek yetenekse.... En yetenekli benim. Karşılık beklemeden en samimi duygularımla sevebilirim insanları. Onları korurum,değer veririm. İncinmelerinden korkarım... Kendimden çok severim hatta.. Ama bazen bocalarım. İstemeden kırıp üzerim insanları. Her yeteneğin doğasında olan şeyler bunlar zaten. Herneyse...

Sizin yeteneğiniz ne??? Yazında kıskançlığımdan çatlayım :D


13 Ekim 2014 Pazartesi

Kahve Canavarı Yura!

Sevdiği şeyler vardır insanın, sadece sevdikleriyle paylaşmaktan zevk aldığı... Sadece sevdikleriyle beraber tadını çıkarabildiği.

Benim ki kahve....



Hayatımın en önemli olaylarına kahve eşlik etmiştir hep. Hep kahveyle geldi en güzel haberler..Kahveyle lezzetlendi dedikodular kkk Kahveyle pekişti dostluklar. İnanılmaz düşkünlüğüm vardır kahveye,yakın çevrem iyi bilir.Neskafe ve türevi hazır kahveler değil. Öyle her kahveyi de içmem zaten. Kafelerde kahveyi beğenmeyip bin kere geri gönderdiğim için sorunlu müşteri damgası yediğim olmuştur :) Tahammülüm yoktur lezzetsiz kahvelere.. Kahve dediğin espressodur benim için. --özellikle caramel macchiato-- İtalya'nın gelmiş geçmiş en büyük icadı!!! Biraz süt,biraz su ve biraz süt köpüğü ile harikalar yaratılır espressodan.Şu kafelerde kullanılan 10 kilosunu 1 liraya aldıkları kıytırık,kahve demeye bin şahit isteyen,kaliteden lezzetten yoksun espressodan bahsetmiyorum.. -ki bazıları espresso yerine neskafe dediğimiz kahvelerden kullanıyo!!!- Bahsettiğim Starbucks/Lavazza/Gloria jeans tarzı kahveler.. Tabiki daha lezzetlileri vardır ama Türkiye imkanları bunlara el veriyor sadece..

Bir ara ben barista olcam yaaa diye tutturmuşluğum ve kahve dersi almışlığım var kkk (Comma selam!!!)
Bana kahve yapmayı öğreten arkadaşım demişti ki "Kahve yapmak kolay,çnemli olan kendi tarzını belirleyip kahvelere lezzet katmak. Ben sana sadece kahve yapmayı öğretirim,lezzetini sen katarsın." Hala onun kadar lezzetli kahve yapamıyorum ama!!! Kesin bi sırrı vardı söylemedi bana kkk


İlk espresso çekme deneyimim :)


Bu da ilk espresso ve caramel macchiato deneyimim :) Güzel görünüyor mu??


Bu aralar o kadar çok araştırdım ki kahveyi tası tarağı toplayıp italyaya kaçmam an meselesi :) Trieste'de Cafe Illy'de bi kahve içmezsem gözlerim açık giderim vallahi :)

Meraklısı için Kore'de ki Coffeeshopları tanıttığım bi yazı var diğer blogumda. Kahve Cenneti Kore Tıktık

Kahve kokulu günleeeer!!!!!!

Korecan Anneler


Benimde böyle yaşlanmayı reddeden kızıyla aynı şeyleri yapmaya hevesli bir annem var işte :) Hiçbir şeyden geri kalmaz,kore dizilerini izler,filmlerini izler eleştiri yapar,kpop dinler. Telefon zil sesi bile SHINee(doğru mu yazdım??) 
Yıllar önce "Yeter artık kapat şu zımbırtıyı,ders çalış!" diye azarlardı. Şimdi ben ona kızıyorum "Yeter artık anneee kalk şu bilgisayarın başından!" diye kkk rolleri değiştik :)
Arkadaş ortamımda biri Lee Min Ho'dan bahsedince kaplan kesilir annem "Heyyttt Min Ho benim!" der kızar arkadaşlarıma bayan Minoz :) Bilgisayar arka planı  Minho,facebook cover photosu Minho,çorapları bile Minho :)
Bazen diyorum, anneme Kore'yi tanıtmakla iyi mi yaptım kötü mü.... İyi yapmışım heralde kkk Son zamanlarda bir hobi edindi kendisine , yazdığım fanfictionları okuyor!!! Oy veriyor ve yorum yapıyor!! 
"Yine en heyecanlı yerinde kalmış.."
"Yeni bölüm ne zaman gelecek kızım??"
Bir de azarlamaları var "Yeni bölüm yazmayacaksan neden giriştin böyle bi işe??","E artık yeni bölüm yazsan diyorum!!"...
Bugünde mesaj atmış Ghost'u okudum diye :D Sonra da diyo baktım 'boynu bükük kaldı hikayemin okuyun' yazmışsın hemen okudum kızım <3 <3
Düşünün ki Luhan'ın SM'e dava açtığından bile haberi var annemin!! :)
カーソル・スイッチ