Küçük bir mağazada çalışıyorum, 2010 ya da 2011. Patronumun eşi yanımda, müşteri yok. Ellerimizde birer kupa kahveyle muhabbet ediyoruz. İçeri apar topar bir kadın giriyor, içi göz iki çeşme içli bir şekilde ağlıyor. Panikle yerimizden fırlıyoruz patronumun eşiyle, kekeleyerek konuşmaya başlıyor kadın;
"Bir sigara verebilir misiniz, lütfen.."
Yaklaşınca fark ediyorum, gözleri kan çanağına dönmüş ağlamaktan, uzun süredir ağladığı belli. Patronumun eşi aceleyle çantasına uzanıyor ve çıkardığı paketi uzatıyor ona, bir tane alıyor sadece. Teşekkür ederek çıkıyor dükkandan, gözlerimle takip ediyorum. Dükkanın hemen yan tarafındaki boşluğa çekiyor ve yakıyor sigarasını. Dayanamayıp yanına gidiyoruz. Titreyen parmaklarının arasında tuttuğu sigarasıyla beraber yere çökmüş.
"Sorun ne?" diyor patronumun eşi.
"Aldatmış beni. Sevgilisi mesaj attı, boşanın diyor."
Diğer elinde sıkı sıkıya tuttuğu telefonu patronumun eşine uzatıyor mesaja baksın diye. Devamını getiremiyor kelimelerinin, sigarası parmaklarının arasından kayıp yere düşüyor. Omuzları şiddetle sarsılmaya başlıyor. Biz de çöküyoruz yanına, patronumun eşi sarılıyor hemen. Saçlarını okşuyor. Bir sigara daha yakıp uzatıyor.
Ben gelen müşterilere bakmak üzere dükkana girmek zorunda kalıyorum. Bir saat boyunca sürüyor yoğunluk. Aklım o kadında, odaklanamıyorum. Patronumun eşi bitkin bir halde giriyor içeri, rengi solmuş. Elimdeki trikoyu katlayıp aceleyle yerine tıkıştırıyorum.
"Ne oldu? Gitti mi?" diye soruyorum, gözüm kapıda. Başını sallıyor.
"Yeni doğum yapmış." diyor.
Kalakalıyorum öylece, yutkunamıyorum.
****
Bir adam var. Kahverengi takım elbiseli, kır saçlı. Hafif yapılı. Ceketinin yakasında minik bir rozet. Emekli öğretmen gibi görünüyor. Büyük bir kafenin bahçesinde, ortadaki ahşap masalardan birinde dik bir şekilde oturmuş, önünde sadece ince belli bardakta bir çay. İki elinin parmak uçlarıyla kavramış bardağı.
Bakışları boşlukta, içini çekiyor devamlı. Göz göze geliyoruz bir ara, dertli olduğu belli. Karşısındaki sandalyeye oturup, "Anlat amca.." demek istiyorum. "Derdin, sorunun neyse anlat, dinleyeyim."
Dudaklarını birbirine bastırıp yeniden içini çekiyor ve bakışlarını boşluğa çeviriyor. Ara ara kırpılıyor gözleri, parmak uçları hala o bardağın üzerinde. Bir an toparlanıp başka bir müşterinin siparişini getirmek üzere içeri gidiyorum. 1 dakikalık bir eylem. Geldiğimde amcanın sandalyesi boş, çayı yarım ve masanın üzerinde bir çay parası... 'Çayını içemeyecek kadar dertliydi herhalde..' diye düşünüyorum. Aklım kalıyor o masada otururken ki görüntüsünde. Ne zaman o tarafa baksam, amca orada oluyor, bakışları boş...
Bir de bu çeşit yazmayı deneyeyim dedim. İkisi de yaşanmış olay. Ve daha pek çok şey yazdım böyle ama paylaşıp paylaşmama konusunda kararsızlığa düştüm...
Basit gibi görünebilir, belki de basittir bilmiyorum. Bu olayları yaşadığımda çok yoğun duygular hissettim, o duyları yazıya dökmekte başarısız olmuş olabilirim, affedin.
Sizi derinden etkileyen olaylar var mı? DM atın!!!



