29 Eylül 2015 Salı

Yutkunamamak..









Küçük bir mağazada çalışıyorum, 2010 ya da 2011. Patronumun eşi yanımda, müşteri yok. Ellerimizde birer kupa kahveyle muhabbet ediyoruz. İçeri apar topar bir kadın giriyor, içi göz iki çeşme içli bir şekilde ağlıyor. Panikle yerimizden fırlıyoruz patronumun eşiyle, kekeleyerek konuşmaya başlıyor kadın;

"Bir sigara verebilir misiniz, lütfen.." 

Yaklaşınca fark ediyorum, gözleri kan çanağına dönmüş ağlamaktan, uzun süredir ağladığı belli. Patronumun eşi aceleyle çantasına uzanıyor ve çıkardığı paketi uzatıyor ona, bir tane alıyor sadece. Teşekkür ederek çıkıyor dükkandan, gözlerimle takip ediyorum. Dükkanın hemen yan tarafındaki boşluğa çekiyor ve yakıyor sigarasını. Dayanamayıp yanına gidiyoruz. Titreyen parmaklarının arasında tuttuğu sigarasıyla beraber yere çökmüş.

"Sorun ne?" diyor patronumun eşi.

"Aldatmış beni. Sevgilisi mesaj attı, boşanın diyor."

Diğer elinde sıkı sıkıya tuttuğu telefonu patronumun eşine uzatıyor mesaja baksın diye. Devamını getiremiyor kelimelerinin, sigarası parmaklarının arasından kayıp yere düşüyor. Omuzları şiddetle sarsılmaya başlıyor. Biz de çöküyoruz yanına, patronumun eşi sarılıyor hemen. Saçlarını okşuyor. Bir sigara daha yakıp uzatıyor. 

Ben gelen müşterilere bakmak üzere dükkana girmek zorunda kalıyorum. Bir saat boyunca sürüyor yoğunluk. Aklım o kadında, odaklanamıyorum. Patronumun eşi bitkin bir halde giriyor içeri, rengi solmuş. Elimdeki trikoyu katlayıp aceleyle yerine tıkıştırıyorum. 

"Ne oldu? Gitti mi?" diye soruyorum, gözüm kapıda. Başını sallıyor.

"Yeni doğum yapmış." diyor. 

Kalakalıyorum öylece, yutkunamıyorum.


****






Bir adam var. Kahverengi takım elbiseli, kır saçlı. Hafif yapılı. Ceketinin yakasında minik bir rozet. Emekli öğretmen gibi görünüyor. Büyük bir kafenin bahçesinde, ortadaki ahşap masalardan birinde dik bir şekilde oturmuş, önünde sadece ince belli bardakta bir çay. İki elinin parmak uçlarıyla kavramış bardağı.

Bakışları boşlukta, içini çekiyor devamlı. Göz göze geliyoruz bir ara, dertli olduğu belli. Karşısındaki sandalyeye oturup, "Anlat amca.." demek istiyorum. "Derdin, sorunun neyse anlat, dinleyeyim." 

Dudaklarını birbirine bastırıp yeniden içini çekiyor ve bakışlarını boşluğa çeviriyor. Ara ara kırpılıyor gözleri, parmak uçları hala o bardağın üzerinde. Bir an toparlanıp başka bir müşterinin siparişini getirmek üzere içeri gidiyorum. 1 dakikalık bir eylem. Geldiğimde amcanın sandalyesi boş, çayı yarım ve masanın üzerinde bir çay parası... 'Çayını içemeyecek kadar dertliydi herhalde..' diye düşünüyorum. Aklım kalıyor o masada otururken ki görüntüsünde. Ne zaman o tarafa baksam, amca orada oluyor, bakışları boş...




Bir de bu çeşit yazmayı deneyeyim dedim. İkisi de yaşanmış olay. Ve daha pek çok şey yazdım böyle ama paylaşıp paylaşmama konusunda kararsızlığa düştüm... 

Basit gibi görünebilir, belki de basittir bilmiyorum. Bu olayları yaşadığımda çok yoğun duygular hissettim, o duyları yazıya dökmekte başarısız olmuş olabilirim, affedin. 

Sizi derinden etkileyen olaylar var mı? DM atın!!! 


22 Eylül 2015 Salı

Ben Geldim!!




Ne kadar uzun zaman olmuş yazmayalı... 

Günler günleri, aylar ayları kovalarken ben hep meşguldüm. Üniversite hazırlığı telaşına düşmüştüm, istediğim yer tutmadı.. Ankara İngiliz Dili ve Edebiyatı isterken, Beykent Rusça Mütercim-Tercümanlık tuttu şansıma. Hani son dakikada bir değişiklik yaparsınız, aman nasılsa çıkmaz bu dersiniz ya... Hah aynen öyle oldu. O kadar emek boşa mı gitti peki? Hayır, sanmıyorum. Bu sene daha azimliyim, hızlı başladım çalışmaya.. Dershane, kurslar... Elimden geleni yapıyorum. İngiliz dili olsun istiyorum bir yandan, diğer yandan iç mimarlık bana göz kırpıyor...  Birileri Psikoloji oku diyor, hukuk selam veriyor... Kafam çok karıştı kızlar... Aman kısa yoldan 2 yıllık oku diyen ponkitoşkolar da var, bi sus be diye yüzlerine bağırmak istediğim -_- Sen oku 2 yıllık, hıh.

Şu an ne yazdığımın bile farkında değilim... Kahvemi aldım elime bilgisayarımı açtım, kuruldum masaya... Ekranla bakışıyoruz.. Fonda Adele-Skyfall.. Oruç tutacağım, sahur vaktini bekliyorum.. 
Siz ne yapıyorsunuz acaba bunu okurken, çok merak ediyorum. Ya da genel olarak neler yapıyorsunuz? Liseliler pek mutlu değillerdir şu sıralar, okullar açılıyor.. Üniversiteye yeni başlayacaklar heyecanlıdır, ouu. Nereleri kazandınız? Nasıl da meraklıyım hehe... Yorum olarak yazın bana.. Ya da DM atın instagramdan, merak ederim vallahi.

Kore konusunu da yazmak isterim ama diğer blogtan.. Sorularınız varsa yazın, ben cevaplandırıp yayınlayayım, ne dersiniz? Hep "tamam ablaaaa" diyorsunuz, sonra 2 kişi soru soruyor, benim de hevesim kaçıyor -_- Yazar hanıma biraz yardım, biraz anlayış lütfen.. 

1 saat önce Kafka okudum yine, Milena'ya Mektuplar, hep elimin altındadır bu kitap, sürekli açar okur, notlar yazarım içine. Takıntı gibi bir şey oldu bu bende... Geçen sene kuzenim bana Kafka okuttuğunda krizlere girmiştim ben bunu anlamıyorum diye. Sinirlerim bozulmuştu, atmıştım kitabı bir köşeye.. Çok pişmanım Kafka.... Affet beni güzel adam.. (Kendime şizofreni tanısı koydum şu an..) Her neyse, beni çok hüzünlendiren bir alıntı yapacağım Kafka'dan... 

"Milena asla gerçekleşmeyecek olan ortak geleceğimiz için yazmanın bir sebebi var mı? Bunlar asla gerçekleşmeyecek diye mi bu konu hakkında yazıyorsun?
...
..
..
Son derece açık bazı şeyler vardır, asla beraber olamayacağız, aynı evi, aynı teni paylaşmayacağız, aynı masada oturmayacağız,hatta aynı şehirde bile oturmayacağız. Yarın sabah yataktan çıkmayıp işe gitmeyeceğimden ne kadar eminsem bundan da o kadar eminim."

Yanaklarım ıslandı, ekranı bulanık görüyorum... Gece gece hoş değildi bu, evet. Nasıl bir isyandır Kafka'nın ki... Nasıl bir haykırıştır o sessizce.. Bir adamın bu kadar umutsuz olması acı verici değil mi? 

Sizi de böylesine etkileyen kitaplar var mı? Şarkılar... Filmler... Sözler.. Herhangi bir şey.. Bir aralar Kahraman Tazeoğlu takıntım vardı, Ankara'ya her geldiğinde giderdim, kitaplarımın hepsi imzalıydı zaten, konuşmak için giderdim, görevliler 1 dakikanın sonunda kış kışlardı beni -_- Bir seferinde o kadar inatçı olmuştum ki imza gününün yapıldığı kitapçı ellerinde kalan Kahraman Tazeoğlu posterlerini bana verip gönlümü almaya çalışmışlardı... Ergenliğim tam bir kaos.... Şimdi komik geliyor hep. Emre Aydın'ın peşinden de az dolaşmadım haa. Her konserde vardım, en ön sırada... Göz göze gelecek gibi olsak ya da ben göz göze gelmişiz gibi olduğunu sansam Müge'ye bağırırdım, "Mügee baktııı!!! Emre bana baktı!!!"  Komik kızım vesselam.

Kaç konuya atladım sayabildiniz mi? Ben sayamadım... Fonda Rolling in the Deep var şu an. Bu kadının sesi huzur veriyor!! Aksini iddia eden arsız bela dinlesin -_- Bazı şarkılar olur, kimseyle paylaşmak istemezsin.. Hepimizin vardır öyle şarkıları, değil mi? Kurallarımı yıkıp o şarkıyı paylaşsam mı sizinle, hmm... Nch, yapamıyorum, elim varmıyor vallahi. Saniyorum ki o şarkıdaki duyguları benden başka kimse hissedemeyecek, kimse anlayamayacak o melodilerdeki huzuru... Ne kadar bencilim.. Bencilliğimden kurtulduğum gün paylaşacağım o şarkıyı, söz.

Ay ne çok konuştum. KAHVEM DE BİTTİ. 

Gelecek seferki yazı için beni yönlendirin tamam mı? Yoksa böyle saçmalar dururum....... Bir sürü yorum yapın bana. Okuduğunuzu bileyim ay :P Seviliyorsunuz :*
カーソル・スイッチ