11 Şubat 2016 Perşembe

Sıradan bir günün sıradan sabahına her zamankinden daha erken uyanmak yapılacaklar listemde yoktu. Üstelik herkes işe gitmişti ve ben sürekli havlayıp ortalığa pisleyen yavru köpekle tek başımaydım. Ders çalışma isteğim içeri kaçmıştı, zorla biraz test çözdükten sonra mükemmel kahvaltı için kollarımı sıvadım.

Hamurger'den bulduğum donut tarifinin kurtarıcım olmasını umuyordum, o kadar uğraşın üzerine iki ısırıkta kenara atmasaydım donutları... İştahım yoktu yine. Canı sıkıldıkça yemek yiyen bir insanın iştahı nereye kaçardı ki? Hiç işte..

Sevgili yavru köpeğin mamasını verip çişini yaptırdıktan sonra bir şeyler okuyabilmek adına odama kapattım kendimi. Ama ne mümkün? Köpeğin yanından ayrılır ayrılmaz ağlamaya başlıyor! Yanına gidiyorum -kendisi balkonda ikamet etmekte- bu sefer üzerime atlayıp tüyünü tüsünü bulaştırıyor.. Hayvan ayırt etmem ama kedi insanıyım ben, köpeğin o sevimli şımarıklıkları hiç çekici gelmiyor. 

Temsili


O balkonda, ben balkon kapısının hemen önünde yerde... Oturttu beni buraya kuyruk sallıyor. Kalkıp gidecek gibi yapıyorum melül bakışlarıyla olduğum yere yeniden oturtuyor beni. Ama okumam gereken şeyler var be köpüş.... 

Kısa süreli havlamalarını göz ardı ederek hızlıca odama gidip kitabımı getiriyorum, balkon kapısının önüne bir minder atıyorum. Köpeğin keyfi yerine geliyor. Biz de her ilgi görmediğimizde ağlasak bizimle böyle ilgilenenler olur mu acaba diye aklımdan geçmiyor değil... 

Küçükken de öyle olmaz mıydı? Biraz ilgi, biraz süt, vitrinden göz kırpan gıcır oyuncaklar... Hepsini ağlayarak elde etmedik mi? Hah.. O zaman bu köpek büyüdüğünde benden gram ilgi koparamaz duygu sömürüsüyle. Şımarık şey.. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

カーソル・スイッチ